Makaleler • Öneriler

Kaybolduğunu Sandığında Başlayan Yol: İç Pusulayı Yeniden Keşfetmek, Anlam Arayışı ve Koçlukla Geleceği İnşa Etmek

Hayat; dönemeçlerden, mola yerlerinden, kimi zamansa trafik ışıklarındaki duraksamalardan oluşan bir yola benzer. Kimi zaman düz bir yolda güvenle ilerler, kimi zamansa keskin virajlarda yavaşlarız. Bazı dönemlerde müziğin sesini açıp manzaranın tadını çıkarırız, bazı dönemlerdeyse yola çöken sis yüzünden görüş mesafemiz daralır. Yolculuğun doğasında hareket kadar belirsizlik de vardır. İşte bu “hayat yolunda” ilerlemeye devam ederken insan tam da bu yüzden bazen yönünü yeniden düşünmeye ihtiyaç duyar. Günler akar, sorumluluklar yerine getirilir, başarılar elde edilir, ilişkiler sürdürülür…

Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünür; fakat, içeride daha derin bir ihtiyaç belirir: “Benim için doğru olan istikamet hangisi?”

Haritalar, ya da dijitalleşmenin hediyesi navigasyonlar çoğu zaman iş görür; ama bazen yolda öngörülemeyen bir çalışma olur ve “daha önce işe yaramış olan” yöntemler bu kez istenen sonucu vermeye yetmez. “Peki ama şimdi ben nereye doğru ilerleyeceğim?” Bu soru çoğu zaman yanlış anlaşılır. Çünkü toplum, yön arayışını kararsızlık; sorgulamayı huzursuzluk; değişim isteğini memnuniyetsizlik olarak yorumlamaya eğilimlidir. Oysa çoğu zaman bu soru bir eksikliğin değil, değişim ve belki de dönüşüm ihtiyacının işaretidir. İnsan bazen sorun yaşadığı için değil, içindeki potansiyel daha görünür olmak istediği için yeni bir rota arar. Başkalarının çizdiği rotaların dışına çıkmaya, kendi yolunu kendi çizmeye ihtiyaç duyar. İnsanın anlam arayışının görünmeyen ama güçlü bir yoldaşı vardır: içsel pusulası.

İnsan yolunu tamamen kaybetmez; sadece bir süre kendi iç pusulasını okumayı bırakır. Dış sesler çoğaldığında, beklentiler arttığında, başarı tanımları dışarıdan yazıldığında, üzerine yapıştırılan kimi yaldızlı kimi yıpranmış etiketlerin gölgesinde kendi yön duygusundan uzaklaşabilir. Bir pusula, insanı yürütmez. Onun yerine karar vermez. Yolun zorluklarını ortadan kaldırmaz. Ona, yönü gösterir; nereye gideceği ya da gitmeyeceği insanın kendisine kalmıştır. Koçluk süreci de tam olarak böyledir. Koçluk, kişinin yerine karar veren bir sistem değil; kendi yönünü daha net görebilmesini sağlayan güçlü bir gelişim alanıdır.

Viktor Frankl şöyle der: “Those who have a ‘why’ to live, can bear with almost any ‘how’.” (“Yaşamak için bir “nedeni” olanlar, hemen her “nasıla” katlanabilir.”)

Bu söz, yolculuğun en önemli unsurunu hatırlatır: İnsan yalnızca ilerlemeye değil, neden ilerlediğini bilmeye ihtiyaç duyar. Çünkü anlam, yönün yakıtıdır.

Bu yazı boyunca görünmez bir karakter bize eşlik edecek. Otuzlu yaşlarında genç bir kadın… Güçlü, çalışkan, sorumluluk sahibi. Hayatı dışarıdan düzenli görünen; fakat içinde yeni bir yönün çağrısını hisseden biri. Hikâyesi, birçok insanın hikâyesidir.

Farkındalık: Yola Devam Ederken Yönü Sorgulamak

30’lu yaşlarının başındaki bu kadın bugüne kadar pek çok şeyi başarmıştı. Güçlü bir akademik eğitime sahip, repütasyonu sağlam bir kurumda çalışan, sorumluluk alan, çevresinde güven duyulan biri olmuştu. İnsanlar onu güçlü bulurdu; aklına güvenilen, çözüm üreten, dayanıklı ve ayakları yere sağlam basan biri. Peki ama; insanın dışarıdan bu kadar “kendinden emin” ve “güçlü” görünmesi, kendi zihin radyosunda yankılanan sorular olmadığı anlamına gelir mi sahiden?

Bir süre sonra bu kadın hayatında her şey “yolunda” devam ederken içinde başka bir alanın büyüdüğünü fark etti: Daha fazla anlam arzusu. Daha fazla canlılık isteği. Daha fazla katkı sunma ihtiyacı. Mevcut hayatı kötü değildi; fakat, içindeki potansiyel artık daha geniş bir gökyüzünde kanat çırpmak istiyordu. Derken bir söz çıktı karşısına “Change happens when the pain of staying the same is greater than the pain of change” (Değişim, aynı kalmanın acısı değişmenin zorluğundan daha fazla olduğunda başlar.); iyi ama değişim neydi? Nasıl olacaktı? Nerden başlaması gerekiyordu? İşte, kadının değişim yolculuğu tam da bu soruları sormasıyla başladı. Gürültülü bir kopuşla değil, güçlü sorularla. Koçluk, insanı yalnızca bulunduğu noktaya değil; gitmek istediği yere de odaklar. Çünkü, insan hedefini net gördüğünde adımlarına enerji gelir.

Anlam Arayışı: Bir Eksiklik Değil, Yükseliş Daveti

Toplumsal öğretiler, sorgulamayı çoğu zaman “kriz”, değişim ihtiyacını ise “macera arayışı” olarak niteler. Yine de, insanlığın başlangıcından beri, sorular varlığını sürdürmeye devam eder.

  • Yaptığım şeyler beni gerçekten besliyor mu?
  • Enerjimi doğru yerde kullanıyor muyum?
  • Benden bekleneni karşılıyor muyum?
  • Ben ne istiyorum?
  • Peki ama tüm bunların anlamı ne?

Bu sorular rahatsız edici değil, dönüştürücüdür. Çünkü insanı otomatik yaşamdan bilinçli yaşama taşır. Özellikle otuzlu yaşlar birçok insan için böyle bir eşiği temsil eder: Artık yalnızca hızlı ilerlemek yetmez; doğru yönde ilerlemek de önem kazanır. Yalnızca yoğun olmak yetmez; anlamlı olmak da değerli hale gelir.

Koçluk burada son derece kıymetlidir. Çünkü “Neyin yanlış?” diye sormaz. “Neyin mümkün?” diye sorar.

Erickson yaklaşımının temel varsayımlarından biri şöyledir: “People are naturally creative, resourceful and whole.” (İnsan doğası gereği yaratıcıdır, kaynak sahibidir ve bütündür.) Bu yaklaşım kişiyi onarılması gereken biri gibi değil, potansiyeli açığa çıkarılacak biri gibi görür.

Kadın, anlam arayışıyla çıktığı koçluk yolculuğunun daha ilk saatinde bunu duyduğunda rahatladı: Eksik biri değildi. Sadece daha büyük kapasitesine yaklaşmıştı.

Koçluk: Kendi Rotanı İçsel Pusulanla Belirlemek

Koçluk çoğu zaman tavsiye vermek sanılır. Oysa gerçek koçluk, kişinin kendi cevaplarına ulaşmasını sağlayan güçlü bir düşünme alanı yaratmaktır. Dışarıdan gelen cevaplar geçici olabilir, içeriden bulunan cevaplar ise dönüştürücüdür.

Bu nedenle Erickson ekolünde sorular probleme değil, olasılığa yönelir:

  • Hayatında daha fazla ne yaratmak istiyorsun?
  • Şu anda sahip olduğun hangi güç seni ileri taşıyabilir?
  • En iyi halin bugün nasıl bir adım atardı?
  • İç pusulan şu anda hangi yönü işaret ediyor?
  • Gelecekteki başarılı versiyonun sana bugün ne söylerdi?
  • Küçük ama anlamlı ilk adım ne olabilir?
  • Bütün bunların senin için anlamı ne?

Bu sorular kişinin dikkatini eksiklikten kaynağa taşır. Carl Jung’un dediği gibi: “Who looks outside, dreams; who looks inside, awakes.” (Dışarı bakan hayal kurar, içine bakan uyanır.) İşte, koçluk da tam olarak bunu sağlar. İnsan, dış dünyanın gürültüsünden bir adım geri çekilir ve iç yönünü fark etmeye başlar.

Kadın, uzun süre sadece yapması gerekenleri düşünmüştü. İlk kez kendisini gerçekten canlandıracak şeyleri düşünmeye başladı; ilk kez hedeflerini başkalarının beklentileriyle değil, kendi değerleriyle değerlendirdi.

Ve çoğu zaman dönüşüm işte tam da burada başlar.

Vizyon: Yolun Sonunu Görmek

Pusula yönü gösterir; fakat yolculuk için rota gerekir. Birçok insan ne istemediğini çok net bilir; fakat, hayat asıl ivmeyi ne istediğini açıkça tanımladığında kazanır.

Peter Drucker şöyle der: “The best way to predict the future is to create it.” (Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu onu yaratmaktır.) Koçluk sürecinde vizyon soruları bu nedenle güçlüdür:

  • Varsayalım ki belli bir süre geçti, hayatın nasıl görünüyor?
  • İstediğin her şeyin tam da hayal ettiğin gibi olduğu bir güne uyandın, neler yapıyorsun?
  • Bu en iyi versiyonunun yanına birisi yaklaştı ve seni kutlamak istedi, sana neler söylüyor?

Bunları düşünen kadın ilk kez başarıyı yalnızca ünvanla ya da diğerlerinden gördüğü takdirle tanımlamadı. Başarı; öğrenmekti, üretmekti, katkı sunmaktı, iç huzurla ilerlemekti, “aferin kız sana!” diye kendi omzuna pıt pıt vurabilmek ve her şeyden önemlisi kendisi olabilmekti. Yıllarca kendisine öğretilen tanımların onun sözlüğüne uymadığını fark etti, kendi tanımlarını üretme cesaretini gösterdi. İşte bu farkındalıkla birlikte de gitmek istediği yer netleşti.

Eylem: Küçük Adımların Büyük Mesafesi

Anlam, ilham verir. Vizyon, heyecan yaratır. Yol ise yürüyerek tamamlanır. Bu nedenle, koçluk yalnızca farkındalık kazanma süreci değil, bu farkındalıkla birlikte insanın kendisine sürdürülebilir bir eylem planı kurmasını da içerir.

Kadın da hayatını bir seansta değiştirmedi; ama, gökyüzünün sınırları olmadığını fark etti ve uçmak istediği semalara kanat çırpmaya başladı. Bulduğu bu yeni “anlam”a doğru minik ama azimli adımlar atmaya başladı. Ve sonra; attığı bu küçük adımlar, büyük mesafeler kat etmesine olanak sağladı.

Yolculuğun Gerçek Değeri: Kendinden Gelen Güç

Pusula yön gösterebilir; ancak yolculuğu ilerleten şey yakıttır. İnsan hayatında bu yakıt, iç kaynaklardır. Bu kaynaklar şunlar olabilir: Merak, sürekli öğrenme, disiplin, duygusal kontrol, dayanıklılık, iletişim becerisi, kararlılık, neşe yaratma gücü… Koçluk kişinin dikkatini eksiklerden alır, içinde mevcut olan bu kaynaklara, yetkinliklere çevirir.

Kadın uzun süre yapamadıklarını düşünmüştü. Bir gün sahip olduklarını yazmaya başladı. Sayfa doldu.

İnsan özünde yetersiz değildir; sadece, güçlü yanlarına yeterince bakmamıştır.

Pozitif Değer Yaratmak: Kendinden Taşan Etki

Koçluk, elbette insanın iyi hissetmesine katkı sağlayabilir; ancak, tek amacı bu değildir. Bugünden geleceğe pozitif değer yaratmak ve farkındalık yaşamak gibi somut çıktılar da üretir. Çünkü:

  • Netleşen bir insan daha isabetli karar verir.
  • Mutlu bir insan çevresine enerji taşır.
  • Kendini tanıyan bir lider insanları büyütür.
  • Potansiyelini kullanan bir çalışan kurumuna değer katar.
  • Cesur bir insan başkalarına da ilham olur.

Kadın bir noktada aradığı şeyin yalnızca kendisi için daha iyi bir hayat olmadığını fark etti. İnsanlara dokunmak, gelişim yaratmak, katkı sunmak istiyordu.

Ve insan çoğu zaman en çok değer ürettiği yerde anlam bulur.

Gelecek Beklenmez, Tasarlanır

Gelecek, “zaten yaşanacak olaylar silsilesi” midir? Yoksa, “bugünkü seçimlerle” renkleri değişen, şekilleri oluşan, derinlik katılan bir tuval midir? Koçluk, insana bembeyaz bir tuvale istediği renklerle, istediği şekilleri çizebilme alanı tanır; kendi geleceğine istediği derinliği katma, istediği ışığı yansıtma olanağı bulan insan dönüşür.

Carol Dweck şöyle der: “Becoming is better than being.” (“Olmakta olmak, olmuş olmaktan daha değerlidir.”)

İşte bu nedenle koçluk sabit kimlik yerine gelişen kimlik yaklaşımı sunar.

Kadın artık kendine şu soruları soruyordu:

  • Bugün attığım hangi adım yarını kolaylaştırır?
  • Bugün geliştirdiğim hangi beceri geleceğe değer katar?
  • Bugün seçtiğim hangi düşünce beni büyütür?
  • Bugün gösterdiğim hangi cesaret gelecekte meyve verir?

İşte bu bakış açısı, pusulayı yalnızca yön gösteren bir araç olmaktan çıkarır; geleceği tasarlayan bir rehbere dönüştürür.

Sonuç: Hikâyedeki Kadın Kimdi?

Hayat, bir yolculuktur. Ve bazı dönemlerde yol değil, yön değişir; hayat insanı durdurmaz, daha iyi bir yöne davet eder.

Anlam arayışı zayıflık değildir. İçsel büyümenin habercisidir. Koçluk ise bu arayışta hazır cevaplar vermez; kişinin iç pusulasını yeniden okuyabilmesine alan açar.

  • Cesaret burada görünür olur.
  • Vizyon burada netleşir.
  • Eylem burada başlar.
  • Gelecek burada şekillenir.

Ve bu hikâyedeki kadın… Otuzlu yaşlarında hayatına daha bilinçli bakmaya başlayan, başarı tanımını yeniden yazan, içindeki potansiyeli ciddiye alan, anlamlı bir gelecek yaratmak için adım atan, kendi yönünü yeniden keşfeden o kadın…

Benim.

Bu yüzden “Koçluğun Sanatı ve Bilimi” benim için yalnızca bir eğitim değildi; içimde zaten var olan yön bilgisini fark etme yolculuğuydu. Çünkü bazen insanın hayatını değiştiren şey yeni bir cevap değil; kendi yönünü fark edip ona doğru yürümesidir.

Bu yolculukta bana yoldaşlık eden, “turkuaza doğru” yol yürüdüğüm “sınıf arkadaşlarıma” ve bizlere rehberlik ederek insan’dan İNSAN’a yol alma tohumunu eken başta Zerrin Başer olmak üzere tüm “koçlarımıza” en derin sevgilerimle…

Yazan : Betül Aydın / Erickson Profesyonel Koçu