Yola Kalpten Çıkmak: Aynadaki Cesaret
Koçluk, çoğu zaman zihinsel bir süreç gibi algılansa da özünde kalpten doğan bir yolculuktur. Çünkü gerçek değişim, aklın “neden” ve “nasıl” sorularını aşarak, insanın kendisiyle kurduğu en derin bağa dokunduğunda gerçekleşir. Bir koç olarak baktığımda, koçluğun en güçlü tarafının kişinin kendi iç sesine, değerlerine ve varoluşuna doğru attığı adımların görünür hâle gelmesi olduğunu düşünüyorum. Yani, insanın kendine görünür hale gelmesi… Ve “kalbe giden yolculuk” belki de yolculukların en zoru olsa gerek. Asıl cesaret isteyen; İnsanın içsel rehberliğini keşfetmesi, kendi soruları ve cevaplarıyla yüzleşmesi ve hayatının direksiyonunu yeniden kendi eline almasıdeğil midir?
Kalbe giden yolculuğun en incelikli tarafı, insanın kendi sesini duymayı öğrenmesi.
Koçluk eğitimi sürecinde fark ettiğim şeylerden biri şuydu; çoğu insan hayatı boyunca birçok sesi duyuyor — beklentiler, sorumluluklar, görevler, koşuşturmalar… Fakat en az duyduğu ses kendi iç sesi oluyor. Belki de bu nedenle, koçluk adeta bir “duyma pratiği” gibi. Koç, kişinin kendi sesinin yankısını duyması için alan açar. Sorular bu yüzden güçlüdür;
çünkü cevapları dışarıdan değil, içeriden çağırır. Bazen kişinin kendi söylediği bir cümleyi ona yavaşça geri yansıtmak bile dönüştürücü bir adımdır. Çünkü insan kendi gerçeğini kendine söyleyince değişim başlar.
İşte bu noktada fark ettim ki, kalbe giden yolculukta en büyük rehber, kişinin kendi sesidir. Koçluk, sadece bu sesi güçlendiren bir aynadır. Ayna ne gösterirse kişi onu görmeye cesaret eder.
Yolculuğun En İyi Arkadaşı: Farkındalık
Koçluk sürecinde benim için en önemli farkındalık belki de ilk kez kendi hikâyemize dışarıdan bakmayı öğrenmemiz olduğuydu. Her dönüşüm bir fark edişle başlar. Kimi zaman bir cümle, kimi zaman bir sessizlik, kimi zaman bir güçlü soru; içimizdeki görünmez kapıları açar. Koçlukta kullanılan güçlü sorular, aslında kalbin en derin yerinden gelen merakın dışa vurumudur. Koçun merakı yargısızdır; kişiyi küçültmez, utandırmaz veya sıkıştırmaz. Tam tersine, kişiyi genişletir. Bu nedenle kalpten gelen bir koçluk yaklaşımı; kişinin
söylemediklerine de kulak verir, cesaretin yeşerebilmesi için güvenli bir alan oluşturur. Cesaret, çoğu zaman küçük bir farkındalığın filizlenmesiyle başlar.
Yolculuğun Sessiz Rehberi: Şefkat
“Kalben giden yolculuk” kendine yaklaşmanın en hakiki yoluysa, bu yolun en etkili yol arkadaşı şefkattir. Kendimize çoğu zaman dışarıdaki herkesten daha sert davranırız: Hata yaptığımızda, yetişemediğimizde, bilemediğimizde, yorulduğumuzda…
Koçluk, kendimize daha şefkatli bakmamızı da öğreten bir yolculuktur. Çünkü gelişim,baskıyla değil şefkatle mümkün olur.
Bu yazıda koçluğun beni nasıl dönüştürdüğünü ve özellikle İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) alanındaki liderlik yaklaşımımı nasıl yeniden şekillendirdiğini paylaşmak istiyorum. Koçluk eğitiminde kazandığım en önemli farkındalıklardan biri de; İSG alanında çalışan bir yönetici olarak şefkati şirketimde görev alan tüm çalışanlara gösterirken kendime hiç şefkatli davranmadığımdı. Hayatın akışında sürekli birşeylere çözüm ve cevaplar aramaya çalışırken buldum kendimi.
Ama koçluk eğitimi bana şunu öğretti: Kendine şefkat göstermeyen bir liderin, başkalarına sunduğu şefkat de eksik kalır.
İSG gibi insan hayatına dokunan ve yüksek sorumluluk gerektiren bir alanda sürekli tetikte olmak, sürekli düşünmek, sürekli çözmek ve sürekli “doğru olanı” aramak bir süre sonra insanda görünmeyen bir yorgunluk yaratıyor. Koçluk sürecinde fark ettim ki, hep başkalarını korumak için mücadele ederken kendimi korumayı unutmuşum. Ve sanırım en çok burası dokundu bana: Kendimi hiç dinlemediğimi fark ettim. Her gün onlarca soru soruyor, riskleri analiz ediyor, rapor hazırlıyor, ekipleri yönlendiriyor, sahaya iniyor, kontrol ediyor, yeniden değerlendiriyor ama günün sonunda kendime “Peki Özlem, sen nasılsın?” diye sormayı atlıyormuşum. Koçluk sürecinde bu soruyla ilk kez yüzleştiğimde içimde bir şeyin yumuşadığını hissettim. O güne kadar hep güçlü olmak zorundaymışım gibi davranmışım. Hep ayakta, hep sağlam, hep çözüm odaklı… Oysa insan her zaman güçlü hissetmeyebilir. Ve bu çok insani bir şeydir. Kendime bunu söyleyebildiğim gün, hem kendime hem de yönettiğim tüm süreçlere başka bir gözle bakmaya başladım. Koçluk bana kendime daha yumuşak bakmayı, insan halimi kabul etmeyi ve kusursuz olma çabasının beni ne kadar daralttığını fark etmeyi öğretti. Kendime alan açtıkça, yönettiğim tüm süreçlerin de daha dengeli ve daha sağlıklı hale geldiğini
gördüm.
İSG alanı doğası gereği; “insan davranışı”, “alışkanlık”, “kültür”, “iletişim” ve “içsel motivasyon” gibi tamamen insanın iç dünyasıyla ilişkili dinamikler üzerine kuruludur. Ve en kritik noktası “insan davranışı”dır. Prosedür yazmak daha kolaydır; ama davranışı değiştirmek bir kültür yolculuğudur. Koçluk eğitimi, davranışı değiştirmenin talimatla değil, farkındalıkla mümkün olduğunu bana yeniden hatırlattı. İnsan davranışı ancak kişi kendini anlaşılmış hissettiğinde değişiyor. Anlamak için de dinlemenin önemini Koçluk eğitiminde yeniden keşfettim. Derin dinlemeyi uygulamaya başladığımda işimde çok şey değişti; çoğu zaman riskin kişinin söylemediği, söylese de anlaşılmadığı durumlardan kaynaklandığını daha net anlamaya başladım.
Yolun Sonunda Yeni Bir Başlangıç: Kalbe Dönüş
Bana göre koçluk, sessizlikte bile konuşan ve bu konuşma süresince kendimize dışarıdan bakmamıza olanak sağlayan bir yolculuk. Soruların da cevapların da sadece bizde olduğu, şöyle bir durup düşünmemiz için bize alan açan ve cevapları bulduran sakin bir yolculuk.
Üstelik, bu yolculuk bir varış değil, muazzam bir hatırlayış. Ve bu hatırlayıştır ki, kendimize dönmemizi sağlayan ve kendimize döndüğümüzde artık yolda kaybolmamızı engelleyen.
Çünkü kalp yolunu bilir…
Kalben giden yolculuk; insanın kendine dönüşünün en saf, en sade, en hakiki hâlidir. Ve bugün biliyorum ki, dönüşümün yolu hep aynı yerden geçiyor: kalpten…
Profesyonel Erickson Koçu
Özlem Dalkılıç

