Makaleler Öneriler

Nazik ve Derin Bir Şarkı Çalıyor; “Kendi Baharını Çağır”

Eski Slav mitolojisine dayanan Kolyada Bayramının Belarus’taki kutlama fotoğraflarına bakıyordum. Pagan inançlara göre günlerin yeniden uzamaya başladığı 21 Aralık tarihi sonrası ışığın karanlığa galip gelmesi kutlanıyormuş. Baharın yaklaşması gerçekten kutlanmaya değer olmalı diye düşünürken bir fotoğrafta takılıp kaldım.

Bembeyaz karların içerisinde dalları kurumuş bir ağaç ve etrafında rengarenk giyinmiş insanlar vardı. Doğa her yıl olduğu gibi yeniden canlanmaya hazırlanıyor, ağaçlar çiçek açma zamanına yaklaşıyordu.  O renkli kıyafetli insanlar elele tutuşarak ağacın etrafında geniş bir çember oluşturmuş, ağaca şarkılar söylüyorlardı. Fotoğrafın altındaki kısa yazıda ise “Ağacı bahara cesaretlendirmek” diye yorumlanmıştı. Ağacı cesaretlendirmek mi?

O kurumuş ağaç, bembeyaz karlarla örtülmüş geniş arazinin ortasında tek başına duruyordu. Cansız, hatta yönünü karıştırmış gibi görünüyor olabilir. Bunun gerçekten önemi var mı? Ağacın potansiyeline, gücüne inanan onlarca insan şarkılar söylüyor ve ağacın hala canlı olduğunu, köklerinin toprağın derinliklerine kadar uzandığını biliyor. Bu rengarenk giyinmiş insanların tek isteği ağacın yeniden yeşermesi, bahara kavuşması. Ağacın bunu yapabileceğini biliyorlar, defalarca başardığı gibi bu sefer de başaracaktır.

Yüzüme istemsizce kocaman bir gülümseme yayıldığını fark ediyordum. “Her insan ihtiyaç duyduğu tüm kaynaklara sahiptir” diye mırıldandım. Her bir koçluk seansı, tıpkı o kocaman geniş arazide tek başına duran ağacın yeniden çiçek açabileceğine yürekten inanarak şarkı söylemek gibi değil mi? Ben de o rengarenk kıyafetli insanlarla benzer duyguları taşıyordum, müşterimin zaten içinde olan kaynaklara, potansiyele ve değerlere inanmayı öğrenmiştim. Tek bir farkla; onun kaynaklarını harekete geçirmek, yüreklendirmek için şarkılar söylemek yerine doğru ve güçlü sorular sormaya odaklanıyorum.

Güzel sesli, söylediği şarkılarla diğerlerini etkileyebilen insanları kendimi bildim bileli hep takdir eder, üstelik itiraf etmek gerekirse içten içe onlara bir parça da özenirim. Kendi koçluk yolculuğumda da üzerine en çok düşündüğüm, en çok gelişmeye çalıştığım alan güçlü soruları sorabilmek yani güzel şarkılar söyleyebilmek oldu. Yolculuğun başlarında müşterilere söylenen nefis şarkılarla onların iç kaynaklarına nasıl da ulaşabildiklerine tanık olmanın yarattığı şaşkınlığı hatırladım.

Koçluk yolculuğumun henüz başında bu işin “şarkı söylemek” tarafında ne kadar tedirgin olduğumu da hatırladım. Ya doğru şarkıyı seçemezsem, ya güzel söyleyemezsem, ya ağacın o andaki ruh haline uymazsa, ya ağaca kötü bir anısını hatırlatırsa? Üstelik daha da önemlisi ya ağaç müzik sevmiyorsa?

Dr. Zerrin Başer tam da tüm bu endişelerimi giderecek noktaları anlatmaya başlamıştı bile. “Unutmayın müşterilerimiz bize onlara sorular sormamız için geliyor. Derin düşündüren, değerleri ortaya çıkaran, bugünden geleceğe pozitif bakış açısı sergileyen sorular sormamızı bizzat müşterilerimiz istiyor. Yeter ki sorularımız merak içermesin.” diyordu. Doğru ya, benden şarkı söylememi isteyen onlar, müşteriyi doğru dinleyip o anki koşullarına göre doğru repertuarı kurabilmek ise koçun ustalığına kalıyor.

Üstelik koçluk kişilere öneri, tavsiye vermek değil. Danışmanlık, mentörlük ya da yönlendirmek de değil. Bu bayram fotoğrafında renkli kıyafetli insanlar bahara yaklaşırken o kuru ağaca gübre vermiyorlar, ilaçlamıyorlar, onu sulamıyorlar. Çünkü ağaç doğayla bir halinde ve ihtiyaç duyduğu tüm kaynaklara sahip. Koç da müşterisinin içsel kaynaklarını harekete geçirmeye çalışıyor, güçlü sorularla değişime alan açmak istiyor.

Fotoğrafa bakarken zihnim susmuyor, hayal etmeye devam ediyor bir yandan da  “Değişim kaçınılmaz” diyordu. Ağacın etrafında şarkı söyleyen insanlar, baharın geleceğine duydukları kesin inancı da gösteriyorlar. Ağaç şu an çıplak ancak bu sonsuza dek süremez. Bu değişimi zorlamıyor sadece onun gerçekleşmesine alan açıyorlar, yüreklendiriyorlar. Bahar gelecek ve ağaçlar yeşerecek, çiçekler açacaktı.

Peki ya tam çiçekler tomurcuklanmaya başlamışken ya hava aniden soğursa, don olursa! Bir dakika dedim kendi kendime bu hiç ağacın kontrolünde olabilecek bir durum değil. Ağaç hava durumunu değiştirmeye odaklanamaz ve “Herkes o an için bildiğinin en iyisini seçer.” Ağacın kontrolünde olmayan hava durumu nedeniyle tomurcuklar donsa da bu sefer mevcut koşullarda, yeşil yapraklarıyla yola devam edecektir.

Gözüm tekrar renkli kıyafetli insanlara takıldı. Baharın cıvıltısını hatırlatmak için pembe, mavi, sarı, yeşil, mor rengarenk kıyafetler giymişler. “Bu kış da ne soğuk geçti” diye söylenmektense bugünden geleceğe pozitif bakış açısını gösteren bir cıvıltı adeta. Tıpkı müşterisini geçmişteki olumsuz duygulardan ya da suçlamalardan uzak tutmaya odaklanan, pozitife yönlendiren bir koç gibi.

Fotoğraftakilerden kimi ise hayvan kıyafetleri giymiş. Ağacı cesaretlendirirken bir yandan da ağaca ve doğaya uyum çabası.. Belarus’ta Kolyada’yı kutlayan hayvan kıyafetli insanlar; müşterisinin sesine, konuşma ve beden diline, davranışlarına uyum sağlayan bir koç ile ortak amaçlarda buluşuyordu.

Bu fotoğraflara bakan bir başkası belki de fotoğraftaki korkutucu kıyafetleri giyen insanlara odaklanacak ve olumsuz yargılara varacaktı. Koç ise davranışın dışarıdan nasıl göründüğüne değil onun altında yatan ihtiyaca odaklanır. Biri için “işe yaramaz” ya da “anlamsız” olarak görülen davranışların dahi müşterinin hayatında önemli bir işlevi olabileceğini varsayar. Önyargılardan uzaklaşıp gerçekleşen davranışın nedenine, altındaki iyi niyete, değerlerine odaklanılmasını sağlar. Kabul etmek gerekir ki koçluk yolculuğu sadece müşteriye fayda sağlamakla kalmıyor; beni ve farklı rollerimi besleyen, geliştiren bir yolculuk olarak devam ediyor. O “korkutucu” figürleri giyen insanları gördüğümde yine gülümseyerek “Her davranışın altında pozitif bir niyet vardır.” demiştim ve yanılmadım. Bu ritüelde, inançlarındaki kötü ruhları korkutup kaçırmak, doğanın uyanışını desteklemek için korkutucu figürler kullanıyorlarmış.

Fotoğrafı paylaşan kişi “Ağacı bahar cesaretlendirmek” diyordu. Belki de koçluğun özü budur. İnsanı kendi baharına cesaretlendirmek, kabuğunun altında filizlenmeye hazır olanı fark ettirmektir. Her insan içerisinde yeniden yeşerecek bir kök, ışığa dönecek bir dal barındırır. Bir kez cesaretini ortaya çıkarırsa o da tıpkı ağaç gibi bahara uyanır.

Ağacın etrafında şarkılar söyleyerek çember oluşturan insanlar gibi koç da müşterisinin etrafında görünmez bir çember kurar. Yargı barındırmayan ve güveni sağlayan bu çemberde koç güçlü sorularını sorarak potansiyeli uyandırma sanatını sergiler. Nazik ve derin bir şarkıdır aslında; “Kendi baharını çağır”

 

Melisa Zelal Koç

Profesyonel Erickson Koçu