Makaleler Öneriler

Soruların Ötesinde: İşe Alımda Bırakılan İzler

“Kendimi aradım” (ἐδιζησάμην ἐμεωυτόν) Herakleitos (MÖ 5-6 yy)

İşe alım süreçlerinde doğru kararı vermek, çoğu zaman sadece adayın yetkinlikleriyle ilgili değildir. Karar veren kişinin farkında olmadan taşıdığı düşünce kalıpları, beklentiler ve ön kabuller de bu süreci doğrudan etkiler. İşte bu noktada önyargı, yani “bias” devreye girer. Çoğu zaman bilinçdışında çalışan bu önyargılar, adayları tanımaya çalışmadan karar vermemize neden olabilir.

Meslekte tecrübeli bir tanıdığım; “İnsan kendisine benzeyeni işe alır.” demişti. Kendimize benzeyen insanlarla daha kolay bağ kurabiliyoruz. Aynı okuldan mezun olmak, benzer yaşlarda olmak, hatta aynı şehirden gelmek bile adayla ilgili algımızı etkileyebilir. Bazen bir adayla ilk birkaç dakikada oluşan izlenim, görüşmenin geri kalanında duyduklarımızı filtrelememize yol açar. Olumlu bir izlenim oluştuysa adayın eksiklerini görmezden gelebilir, olumsuz bir izlenim varsa güçlü yönlerini yeterince dikkate almayabiliriz. Çoğu işe alım kararında bu mekanizmalar sessizce çalışır. Burada döngüyü kıran şeyin ise öz-farkındalık ve Erickson’un temel prensiplerinden olan “Değişim kaçınılmazdır.” bakış açısının olduğunu düşünüyorum. Bir insan değişimin kaçınılmazlığını kendine hatırlattığı sürece sabit yargılardan o denli uzak duracaktır.

Önyargılar sadece bireysel hatalara yol açmaz. Zaman içinde benzer insanların işe alınmasına, ekiplerin tek tip hâle gelmesine ve potansiyel olarak çok değerli adayların gözden kaçmasına neden olur. Kurumlar farkında olmadan çeşitliliği azaltır, yaratıcılığı ve farklı bakış açılarını kaybeder.

Tam da bu noktada koçluk yaklaşımı, işe alım için güçlü bir destek alanı sunar. Koçluk, temel olarak kişinin kendi düşünme biçimini fark etmesini sağlar. Yargıdan çok meraka, varsayımdan çok gözleme odaklanır. Bu yaklaşım, işe alım yapan kişilerin “Ben bu adayı neden beğendim?” ya da “Bu adayla ilgili beni rahatsız eden şey gerçekten ne?” gibi soruları kendilerine dürüstçe sormalarına alan açar.

Koçluk bakış açısına sahip bir mülakatçı, adayla ilgili hızlı sonuçlara atlamak yerine durup düşünür. Kendi zihninde beliren etiketleri fark etmeye çalışır. Bir aday için “çok özgüvenli” dediğinde, bunun gerçekten davranışa mı dayandığını yoksa kendi beklentisiyle mi ilgili olduğunu sorgular. Bu farkındalık, önyargının etkisini azaltan en önemli adımlardan biridir.

Koçluğun işe alım sürecine kattığı en somut değerlerden biri, soru sorma biçimini değiştirmesidir. Yönlendirici, varsayım içeren sorular yerine, adayın gerçekten ne yaptığını anlatmasını sağlayan açık uçlu sorular sorulur. Böylece adayın potansiyelini, motivasyonunu ve davranışlarını daha net görmek mümkün olur. Bu tarz sorular, mülakatı bir “onay alma” görüşmesi olmaktan çıkarıp gerçek bir keşif alanına dönüştürür. Koçluk yaklaşımı aynı zamanda dinleme biçimini de dönüştürür. Cevabı beklerken bir sonraki soruyu düşünen bir dinleme yerine, gerçekten duyulanı anlamaya çalışan bir dinleme hâkim olur. Bu da adayın kendini daha rahat ifade etmesini sağlar. Aday rahatladıkça daha gerçek, daha doğal örnekler paylaşır ve değerlendirme çok daha sağlıklı yapılır.

Bazı koçluk teknikleri, mülakatlarda önyargıyı azaltmak açısından özellikle etkilidir. Adayın kullandığı kelimelerle ilerlemek, onun deneyimini kendi çerçevesinden anlamaya çalışmak, değerlendirmeyi çok daha adil hâle getirir.
Koçluk yaklaşımı, işe alım yapan kişilerin değerlendirme alışkanlıklarını da dönüştürür. “Bu adayı sevdim” ya da “bana uymadı” gibi genel ifadeler yerine, “Hangi davranışları bu sonuca götürdü?” sorusu öne çıkar. Böylece kararlar kişisel hislere değil, somut örneklere dayanır. Bu da ekip içinde daha tutarlı, savunulabilir ve şeffaf kararlar alınmasını sağlar.

Elbette koçluk, önyargıyı tamamen ortadan kaldırmaz. Hepimiz insanız ve zihnimiz hızlı karar vermeyi sever. Ancak koçluk, bu otomatik kararları fark etmemizi ve gerektiğinde durup yeniden düşünmemizi sağlar. Anda olmanın ve fil kulağıyla dinlemenin koçluğun yapı taşları olduğunu düşünürsek, otomatik kararları farketmemizde bu becerilerimizin en önemli yol arkadaşlarımız olduklarını da söyleyebiliriz. Asıl değer de burada ortaya çıkar.

Koçluk yaklaşımının işe alıma entegre edildiği kurumlarda, mülakatlar sadece eleme süreci olmaktan çıkar.Hem aday hem de görüşmeci için daha öğrenen, daha farkındalık yaratan
bir deneyime dönüşür.

Uzun vadede bu yaklaşım, daha kapsayıcı ekipler kurulmasına, aday deneyiminin güçlenmesine ve işe alım kararlarının kalitesinin artmasına katkı sağlar.

Koçluk yaptıkça ve koçluk aldıkça, iletişimin ne kadar çok katmanı olduğunu daha net fark ediyorum. Söylenenlerin ötesinde, söylenemeyenleri ve sessizliğin nasıl alan açabildiğini görüyorum. Bu farkındalık, yaptığım mülakatlara da doğrudan yansıyor. Karşımdaki kişinin kendini gerçekten ifade edebilmesi için alan açtığımı, bazen sadece dinlemenin bile görüşmenin yönünü değiştirdiğini gözlemliyorum.

10 yılı aşkın süredir işe alım fonksiyonunun bir parçası olarak çalışıyorum. Bana göre keyifli olan şu ki, görüşme olumlu sonuçlanmayacak olsa bile, o temasın iz bıraktığını hissediyorum. Adayın kendini duyulmuş hissetmesi, düşünmesine alan tanınması, yargılanmadan anlatabilmesi… Bunların hepsi, mülakatın sonucundan bağımsız olarak anlamlı bir deneyim yaratıyor. İşe alım sürecinin yalnızca bir değerlendirme değil, aynızamanda bir karşılaşma olduğunu hatırlatıyor bana.

Yaptığımız her görüşme, sorduğumuz her soru ve açtığımız her alan, sadece o anı değil, uzun vadede insanların kendileriyle ve iş hayatıyla kurduğu ilişkiyi de etkiliyor. Yarattığımız iz, tek bir mülakatla sınırlı kalmıyor; hayatın bütününe yayılan bir etki bırakıyor.

Koçluk yaklaşımı da tam olarak burada değer kazanıyor: Sadece yaptıklarına değil gerçekten yapmak istediklerine, sadece sonuçları değil bunun kendisi için ne anlam ifade ettiğini farketmesine…

Sonuç olarak, işe alımda önyargıyı azaltmak tek bir araçla mümkün değildir. Ancak koçluk yaklaşımı, bu yolculukta güçlü ve sürdürülebilir bir destek sunar. Kendini ve kararlarını fark eden işe alım profesyonelleri, sadece daha adil değil, aynı zamanda daha doğru seçimler yapar. Bu da hem kurum hem de adaylar için çok daha sağlıklı bir başlangıç anlamına gelir.

İMREN SAYLAM OĞUZ

Profesyonel Erickson Koçu

23.12.2025